|
Haberin mahreci neresidir, kimdir hatırlamıyorum ama Şubat ayının başlarında yaklaşık tüm gazetelerde üç aşağı, beş yukarı, mealen, “Körfez’den para yağacak” gibi bir haber yayınlandı.
Malum körfez ülkelerinde muazzam bir fon birikimi söz konusu.
Bu birikimde petrol fiyatları büyük rol oynuyor ama küresel kriz fonlara olan özel talebi düşürdüğü için para bir anlamda elde kalmış gibi duruyor.
Körfez fonları büyük ölçüde gelişmiş ekonomilerin bütçe açıklarını fonluyorlar ama bu akım Körfez’de atıl duran parayı kesmiyor.
Haberlere göre Körfez’de 2.5 trilyon dolarlık bir birikim söz konusu ve geçmişte de bu fon kaynaklarından yabancı ülkelere 1.8 trilyon dolar yatırım yapılmış.
Bu arada geçerken hatırlatalım, bu büyüklüklere Norveç, Singapur fonları dahil değil.
Başka bir ifadeyle bugün, büyük ölçüde küresel durgunluğun sonucu olarak, küresel yatırılabilir, ödünç verilebilir fonlar, küresel fon talebinin çok üzerinde.
Peki Türkiye bu fonlara ulaşabiliyor mu, yeterince kullanabiliyor mu?
Geçtiğimiz on sene içinde, yani yaklaşık AK Parti iktidarları döneminde, Türkiye’ye bu fonlardan 30 milyar dolar dolayında yabancı sermaye yatırımı gelmiş.
Önümüzdeki üç-beş sene içinde de Türkiye yetkilileri yine bu fon kaynaklı yeni bir 30 milyar dolarlık yabancı yatırım bekliyorlar.
Söz konusu büyüklükler yani geçtiğimiz on sene içinde bu fonlardan otuz milyar dolar para, yabancı yatırım çekmiş olmamız geçmişe oranla çok çok iyi bir performans.
Aynı şekilde önümüzdeki üç-beş sene zarfında yine bir bu kadar yabancı sermaye çekme beklentisi de geçmişe oranla çok iyi.
Bu hikaye çok tipik olarak iki yüzlü, iki taraflı bir madalyon hikayesi.
Madalyonun bir yüzünde olumlu bir görüntü var.
Yabancı sermayeyi teşvik kanununun çıktığı 1954 senesinden 2004’e kadar, yani elli sene boyunca toplam net 18 milyar dolar yabancı sermaye çekebilmiş bir ekonominin geçtiğimiz on sene içinde sadece Körfez fonlarından otuz milyar dolar yabancı doğrudan yatırım çekebilmiş olması, önümüzdeki üç-beş sene içinde de yine otuz milyar dolarlık yabancı sermaye çekmeyi planlaması çok bariz bir biçimde madalyonun olumlu yüzü.
Ama bir de aynı madalyonun öbür yüzü, daha az sevimli bir yüzü daha var.
Körfezde her sene biriken kaynağın on senelik birikimli miktarı 2.5 trilyon doların çok ama çok üzerinde.
Meseleye bu açıdan baktığınızda bizim geçtiğimiz on senede bu kaynaktan çekebildiğimiz otuz milyar dolarlık doğrudan yabancı sermaye yatırımı yüzde birin çok ama çok altında.
Önümüzdeki beş sene için koyduğumuz hedef de fazla mütevazi bir hedef.
Türkiye’nin her sene bu kaynaktan, bu fon böyle büyümeyi sürdürdüğü sürece, en az altmış, yetmiş milyar dolar yatırım çekmesi şart ve normal.
Mesele çıtayı yukarı çekecek bir vizyona sahip olmak ve vizyonun içeride gereklerini yapmak.
Türkiye’nin büyüme denklemi belli; bir dizi toplumsal neden, işsizlik, genç nüfus, fakirlik, vs. Türkiye’yi her sene en az yüzde yedilik ama sürdürülebilir bir büyümeye mahkum ediyor ve iyi ki de ediyor.
Yüzde yedilik ve yukarısı bir büyümenin de büyük cari açık ürettiği ve daha bir süre daha üreteceği de malum.
Çözüm çok net: yüksek büyüme, kaçınılmaz yüksek cari açık ve bu açığın yabancı yatırımlarla finansmanı.
Birilerinin gözüne, daha doğrusu vizyonsuzların gözüne büyük gibi gelen senede altmış milyar dolarlık yatırım çekme hedefi küresel fonların büyüklüğü yanında solda sıfır.
Yapılması gereken çok basit: İçeride, yatırım ortamını mesela İngiltere düzeyine çekmek.
Bu da dört başı mamur bir hukuk devleti demek.
Birileri dört başı mamur bir hukuk devletinden korktukları için az cari açık üretecek düşük büyümeye bizi mahkum etmek isterse mücadelemiz onlarla olacaktır.
STAR |